Machu Picchu (06 – 07 Şubat 2016)

  Sabah 6’da uyanıyoruz. Kahvaltı edip Aguas Calientes’e giden trene yetişeceğiz 07:45’de. Orada da 2 gece kalacağız. Çünkü gittiğimiz gün hava kapalı ve yağmurlu olursa 2 gün deneme şansımız olsun istedik dağı görebilmek için. İlk gün halledersek de ikinci gün termal havuzda azıcık keyif yapar, dinleniriz diyoruz. Machu Picchu kasabası olan Aguas Calientes’in türkçesi ‘Sıcak Sular’ demek. Adını termal sularından alıyor yani.
Neyse Aguas Calientes’e giden tren tam turistik bir tren. Farklı sınıfları var. Kompartıman kompartıman ayrılmış. Yerel halk da aynı trenle gidiyor çok ucuza. Çünkü kasabaya karayolu ulaşımı yok. Fakat onların kompartımanı ve sanırım saatleri de farklı. Bizimki turistler için ayrılan sınıfın en ucuzu ama o bile gayet lüks. Bir de yemekli falan bir kompartıman var. Ama gereksiz bir para bence zira yolculuk zaten 1,5 saat sürüyor. 

Uçağa biner gibi giriş yapılıyor bu trene. O yüzden hareket saatinden en az yarım saat önce orada olmanız isteniyor. Bir de kompartımana sadece kabin boyu birer çanta kabul ediliyor. Biz fazla eşyalarımızı Cuzco’da Raul’ün ofisinde bıraktık bunu bildiğimiz için. Daha fazla valizi olanlar için sanırım ayrı bir ‘valiz teslim prosedürü’ gibi bir şeyler var. Emin değilim ama.  

    
 07:15’de istasyonda hazırız. Güvenlik kapısında biletler ve pasaportlar kontrol ediliyor. Kontrolden geçer geçmez de bir masa koymuşlar kahve ve kek ikramı var. Sonra görevliler biletimize göre kompartımanımıza yönlendiriyorlar bizi. Trenin dışından anlaşılmıyor ama içine girince ne kadar güzel olduğunu anlıyor insan. Camlar geniş. Tavana da cam yapmışlar ki güzergah boyunca dağ manzaralarını kaçırmayalım. Canım ne kadar da düşünceliler! O kadar parayı alınca bence tavanı boydan boya cam yapmalılardı ya neyse. Bu da makbul. Tek yön adam başı 69usd gibi bir rakam ve diğer alternatifi yürümek:) Daha 4 yaşına bile gelmemiş çocukla o kadarına da cesaret edemedik şekerim. Paşa paşa ödedik. Machu Picchu’ya ulaşmak masraflı iş anlayacağın. Ülkenin en büyük gelir kaynaklarından biri bu olunca gayet güzel paraya çevirmişler. Günde ortalama 2000 kişi ziyaret ediyormuş dağı. Unesco bu sayıyı 800’e indirmek istiyormuş aslında. Korumak amaçlı. Fakat talep çok fazla, para da tatlı olunca Peru, devlet olarak kabul etmiyormuş. Tartışmalar da devam ediyormuş.

Ne diyordum? Heh! Trene bindik ve allah seni inandırsın 1 dakika bile gecikmeden tam zamanında hareket etti. Yol boyunca çok güzel manzaralar görüyorsun. Keyifli bir yolculuk. Arada da çay-kahve ve atıştırmalık ikramı var. Öyle bakına bakına heyecanla geçip gidiyor yolculuk. 

Saat 9’u biraz geçe Aguas Calientes’e varıyoruz. İstasyonda otelden görevliler karşılıyor bizi. Hava da açık. Yağmur yok. Havayı kestiremediğimiz için dağa çıkış biletlerini önceden almadık ki para boşa gitmesin. Biletler tarihe göre ve 1 günlük veriliyor çünkü. Aynı gün içinde 2 kere kullanabiliyorsun giriş çıkış yapmak için ama o kadar. O yüzden biletleri alıp hemen yukarı çıkmaya karar veriyoruz. Görevliler sağ olsunlar bizi bilet gişesine götürüyorlar. Bilet almak için de pasaport gerekiyor aklınızda bulunsun. Valizleri alıp otele götürüyorlar. Bizi de yukarı çıkan otobüsler için bilet gişesine bırakıyorlar. Bunların hepsi birbirine çok yakın. 2şer dakika yürüyorsun. O arada Mira ufak çaplı bir ‘o botu giymeem. Rahat değiilll’ krizi geçiriyor. Biz delleniyoruz. ‘Bu kız böyle olursa hayatta da çıkılmaz o dağa’ diye birbirimize çemkiriyoruz falan. ‘Amaaann giymezsen giyme be’ diye isyan ederek 1 dakika kadar çorapla yürütüyorum hanımı. Çoraplar falan ıslanıyor tabi çünkü yerler ıslak. Biz geriliyoruz. Mira uyuz oluyor. Sonra çocuğum dine imana gelip botları giyiyor. Özgür dellenmiş ama bir yandan da otobüs bileti almak için sıraya giriyor. Biz de o arada vakit kazanmak için Mira’yla otobüs kuyruğunda yerimizi alıyoruz. Tam sıra bize geliyorken Özgür yetişiyor ve hop! otobüsteyiz. Dağın eteklerinden kıvrıla kıvrıla tırmanmaya başlıyoruz. Tırmandıkça hepimizin keyfi yerine geliyor. Tekrar normal insanlar ve sevecen bir aile formatına dönüş yapıyoruz. O gıcık hallerimizle gezeceğiz caanım dağı diye çok üzüldüydüm. Machu Picchu’yu göreceğiz güzelim neşe lazım, sevgi lazım. İyi olduk allahtan:) Hepimiz yorgunuz çünkü artık. Oluyor öyle ufak çaplı gerginlikler yolda.  

 20-25 dakikalık bir otobüs yolculuğundan sonra girişe geliyoruz. Otobüsten iner inmez fazla makyajlı, bildiğin modern bir işletme girişi ile karşı karşıya geliyorsun. Turizm işletmesi olarak baktığın zaman her şey düşünülmüş, iyi işleyen, temiz pak bir yer. Temiz tuvaletinden, ücretli bagaj teslim alanına kadar her şey düşünülmüş. 1 restaurant 1 tane de kafeterya var. Fakat Pisac ve Sacred Valley’den sonra bu kadar organize bir yapıdan geçip Machu Picchu’ya girme fikri beni rahatsız etti nedense. O kadar para karşılığında sattıkları biletlere layık hizmet veriyorlar dışardan bakınca aslında rahatsız edici bir durum yok. Fakat ben o muhteşem doğa ve İnka yapısı girişinin daha doğaya uygun olmasını dilerdim. Bu da benim şahsi gıcıklığım:) Zaten o kadar kalabalıkla giriş yapınca Sacred Valley’de yaşadığım etkilenmeyi burada yaşayamadım. 

   
Neyse. Otomatik gişelerden, görevlilerin kontrolünden geçtikten sonra artık içeridesin. Saat saat hava durumunu kontrol ediyoruz. Yağmura kadar 1 saatimiz var gibi görünüyor. Haldur huldur yürümeye başlıyoruz. İlk hedefimiz o meşhur tepeden afili bir Machu Picchu fotoğrafı çekmek. Sonra köşe bucak gezeriz diyerek başlıyoruz bakınmaya. Nerede o köşe? İki bölüm var gibi görünüyor. Sağdan başlıyoruz. Dağların tepesi de hafif bulutlu olunca yönü kestirmek kolay olmadı. Tam turistiz yani anlayacağın. O meşhur köşede yağmurdan önce o fotoğraf çektirilecek! Fakat yanlış taraftan başlamışız gezmeye. Diğer tarafa tırmanmak için de bütün rotayı tamamlamak gerekiyor sağ tarafta. Çünkü tek yön yapmışlar yolu. Geziyoruz. Fotoğraflar çekiyoruz ve yavaş yavaş içimize işliyor Machu Picchu. Her tarafı dimdik, yemyeşil ve yüksek dağlarla çevrili. Altta bir nehir. Şehir zaten bir dağın tepesinde… Hem doğanın muhteşemliği hem de o muhteşem ve zorlu doğaya böyle bir ‘hayat’ kurmuş olan İnka’ların etkileyiciliği birleşince girişteki o ‘etkilenmeme’ hali geçip gidiyor. Büyüleniyorsun. Bugün doğanın karşısında nasıl bir ‘hiç’ olduğunu bir kere daha hissediyorsun. Seni orada bıraksalar belki 1, bilemedin 2-3 gece anca dayanırsın. Onu düşünüyorsun. Doğaya saygı duymak ve ona uygun yaşamak gerek bunu farkediyorsun. Belki farkındasındır zaten ama burada kafana kafana vuruyor bu gerçek. Zaten yakın tarihte sel basmış da dağ ulaşılmaz hale gelmiş. Helikopterlerle kurtarılmış kalanlar.

Aslında doğanın içinde, başka hiç bir şey olmayan her yerde aynı his kaplıyor içimi. Bakmalara doyamıyorum gezdiğimiz her noktadan manzaraya. 

Sağ tarafı biraz hızlıca bitirip sol tarafa tırmanmak için sabırsızlanıyoruz. Çünkü sağda yerleşim alanlarının içinde dolaşırken soldan tepeye tırmanıp yukarılardan bakıyorsun Machu Picchu’ya. O arada hafif bir yağmur başlıyor. Özgür Mira’yı sırtına atıyor ve yolumuzu bulmaya çalışırken yön sorduğumuz görevli, sanırım 15kg, 102cm’lik bir insan yavrusunu taşıyan Özgür’e acıyor ve bizi kestirme ve ters yön olan İnka teraslarının oradan geçiriyor. O arada Mira ‘yağmur dursun’ sihri yapıyor. Hakkatten de duruyor yağmur. Zaten seyahat melekleri genelde bizden yana:) bu da hanımın şansı olsa gerek…

Buradan sonrası bol tırmanışlı bir yol. Bizim vücutlar yüksekliğe alışmış olduğu için yükseklikten yana çok derdimiz yok. Hele Özgür keçi gibi sırtında çocukla tepeye kadar tırmandı. Bazi yerlerde dilim dışarı çıktı benim. 20-25 dakika çıkıyorsun. Yolda inenlere denk gelince gaz veriyorlar ‘az kaldı az. Ama değiyor’. Hakkatten de değiyor. Oturup bütün gün izlersin. Her yıl 1 kere gelip bakmak istersin. Machu Picchu öyle bir kere gördüm de bitti gibi bir yer değil. İnsan oralarda dolaşmak ister. Dağ tepesinde yaşamak.

 Şekil şekil, çeşit çeşit fotoğraflar çektik. Her köşesini, ‘ara sokağını’ dolaştık ve yağmur başladı. Her kime ya da neye teşekkür etmek gerekiyorsa:teşekkürler. 

Yağmurluklarımızı geçirip dolaşmaya devam ediyoruz. Her köşeden ayrı bir güzellik görüyorsun zaten. Hatta Özgür ve Mira’nın arkadan fotoğrafını çekeyim derken ‘bak bak gelene baakk’ diye Özgür’ün fısıldamasıyla arkalarından gelen lamayı bile gördük. Daha ne olsun. Bütün güzelliklerini sundu bize. 

2 saatten azıcık fazla sürede bitirdik turumuzu. Rehberli turlar da 2 saat kadar sürüyormuş. Hani isterseniz girişte bir sürü rehber hazırda bekliyor özel tur yapmak için ama gezerken duyduk hep kitap ezberi yapmışlar. Aynı tonda, aynı laflar…

Dönüş için otobüs sırasına giriyoruz. Acıktık. Yorulduk. Çıkışta yine aynı ‘turistik’ ortama girince rüya bitiyor:) 

Kasabaya iner inmez yemek yiyecek yer arıyoruz ama her şey hem çok turistik hem de çok pahalı. Sonradan esnafla konuşunca öğreniyoruz ki buraya mal getirmek için bile tren kullanmak gerekiyormuş. O yüzden maliyet fazlaymış ve bu da zaten fazla turistik olduğu için normalin üstünde olan fiyatları daha da artırıyormuş. Çorbalar 15-20 lira arasında değişiyor restaurantlarda. Arka sokaklara geçince fiyatlar düşüyor biraz. Otele doğru giderken yolda sadece lokallerin yemek yediği, kapısının önünde koca mangal yanan bir yere girip 2 porsiyon kaburga yiyoruz. İyi geliyor.

   Sonrası otel ve dinlenme. Akşam da Özgür gidip pizza alıyor. Odada yiyoruz. 

 Dağımızı ilk gün görebildiğimiz için ertesi gün dönüş saatimize kadar rahatız. 14:15’de istasyonda olmamız gerekiyor. Kahvaltı sonrası kasabayı dolaşıyoruz. Termal havuza gitmekten de vazgeçiyoruz. Pis olduğuna dair yazılara denk geldik. Çekmedi. 

Arka sokaklara doğru ilerledikçe 6-8 sol’e yani 5-7 liraya menüler görüyoruz. Biz zaten esnaf lokantası kovalayan insanlar olduğumuzdan hemen birine çöküveriyoruz. Harika bir buğday çorbası ve üstüne balıkla şenleniyoruz. Yanına da her daim ‘chica’ ikram ediyorlar. Siyah mısırdan yapılma meyve suyu gibi bir şey. Lezzetli de. 

Tren saati geldi. Artık vedalaşma zamanı. Lisede, ingilizce kitabımda duymuştum adını ilk kez. Ne olduğunu, kimin yaptığını bile bilmeden sadece adıyla içime işlemiş, görmeyi en çok istediğim yerlerin içinde üst sıraya yerleşmişti Machu Picchu. Bir hayal gerçek oldu yani benim için. Zaten nasıl bir yerse instagram’da da en çok beğeniyi orada çekilen fotoğraflar aldı. En çok görülmek isteyen yer orası oldu. Var demek ki bir kerameti…

Tren bizi Ollantaytambo’ya 16:30 gibi bırakıyor. Cuzco’ya gitmek için araç ayarlamıştık biz ama 8 sol’e minibüsler var aklınızda olsun. O gece Cuzco’da kalıyoruz. Ertesi sabah Puno’ya geçeceğiz. 6 saatlik bir yol. Yine dağların arasında yaklaşık 5000m’ye kadar yükseleceğiz. O yüzden erkenden uyuyup dinlenmemiz lazım…

Hadi Puno’da görüşürüz…

Not: Machu Picchu’ya nasıl gidilir? Fiyatlar nedir? Gibi detayları anlatan ayrı bir yazı yazacağım ama artık Türkiye’ye dönünce.

   
    
    
    
    
    
    
    
    
 

Reklamlar

7 thoughts on “Machu Picchu (06 – 07 Şubat 2016)

  1. Çok güzel ya, sabah sabah içim şenlendi 🙂 Aquas Calientes bana hep böyle çok hoş, şirin bir kasaba gibi gelirdi, isminden kaynaklı olabilir, ama pek de değilmiş sanırım 🙂 Bir de Machu Picchu’da 2 saat veya 2,5 saat kalınıyor diye bir sınırlama mı var? Söyleyeceklerim, soracaklarım bu kadar, fotoğraflar da nefis 🙂

    Beğen

    1. Aguas Calientes hoş bir kasaba. Minnacık ama sempatik. Machu Picchu’da sabah girip akşama kadar da kalabiliyorsun ama bilet gişesinden çıkış yaparsan aynı biletle tekrar giriş yapmak için 2 hak veriyor sana:)

      Beğen

  2. Fotoğraflar enfes, kendim bakmakla kalmayıp bir de eşime “canım bak çocukla nerelere gitmişler” diye açıp eşime de gösteriyorum. Yazıların da bayaa detaylı ve bilgilendirici, olur da bir gün gidersek iyi bir rehber olacak 🙂

    Beğen

    1. Hiç bir şeyi unutmayalım, dönüp okuduğumuzda o günleri tekrar yaşayalım istiyorum çünkü:)) birilerine de faydası olursa ne ala zira çocukla bu tarz seyahatlerle ilgili türkçe kaynak bulamıyorum ben

      Beğen

  3. Güney Amerika seyahati planlamamızda yazılarınızı dikkate alacağım mutlaka. Çocukla gezenlere ilham verdiğiniz için teşekkürler 😉 Bizim seyahat notlarımıza da bekleriz. @gezgindiradimiz

    Beğen

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s