Lima (18-19 Şubat 2016)

Haftalardır büyük şehirden uzak, dağda-tepede, köyde-kasabada dolaştıktan sonra Lima’ya gelmek hiç hoşuma gitmedi açıkçası. Lima olmasa başka herhangi bir büyük şehir olsa da gitmeyecekti sanırım. Faturayı Lima’ya kesmeyeyim direkt olarak. Kalabalık, kaotik, berbat bir trafiği olan bir şehir. İlk imaj bu oldu bende. Otobüsle şehir içine girer girmez binalar üstüme üstüme geldi. Tam ‘dağdan indim şehire’ sendromu. 2 gecelik otel ayarlamıştık. Miraflores bölgesinde kalacağız. İstanbul’un Nişantaşı gibi bir mahallesi işte. Herkesin tavsiye ettiği yer burasıydı. E güzel bir oteli de iyi bir fiyata yakaladı Özgür internetten. Otobüs terminalinden otele gitmek için taksilerle pazarlık yapıyorsunuz. Burada taksimetre diye bir şey yok. O yüzden binmeden önce taksiciyle fiyat konuşmanız gerekiyor. Terminalin içindekiler 20 sol dediler. Biz internetten 10 sol gibi bir rakam makuldür diye okumuşuz ya ’10 sol veririz ‘ dedik. Güldüler. 15’ kadar indiler ama kabul etmedik. Terminalin çıkışındakilerle pazarlık yaptık 10 sol’ü duyan bıyık altından güldü, gitti. Sonunda biri 10sol’e götürmeyi kabul etti. Yolun sonunda anladık ki hiç de öyle yakın mesafe değilmiş. Bıyık altı sırıtmaların sebebini de anlamış olduk. Bizi getiren taksiciye de 12 sol verdik:) Yanlış anlaşılmasın o istemedi. Biz verdik.

Dağlardan indiğimiz için  Lima bize çok sıcak geldi. Hemen kendimizi sahile doğru atmak istiyoruz. 8 blok falan yürümek gerekiyor. Otobüsle gelirken şemsiyeli, şezlonglu işletmeler görmüştük. Hayalimiz Mira’ya kova-kürek alıp bütün günü sahilde yayarak geçirmek. Sonuçta okyanus olduğu için güzel bir deniz beklemiyoruz ama deniz kenarında yayma fikri çok cazip. Günlerdir böyle yayabileceğimiz yer arıyoruz. Mira’nın da kendi kendine uzun uzun oynayabileceği rahat bir alana ihtiyacı var artık. Sahile kadar yürüyoruz ama sahili tepeden görebiliyoruz. Falezlerden…Bizim baktığımız nokta ile sahil arasında anayol var ve sahilde herhangi bir işletme falan yok görünürde. Sadece sörf yapanlar ve kendi şemsiyesini getirenler var. Bizde şemsiye yok. Hava da yakıyor. Oturup sörf yapanları izleyeyim, biramı içeyim falan desen yapamazsın. Anca kendi şemsiyeni, sandalyeni ya da havlunu alacaksın. Biranı da yanında getireceksin öyle. Hayallerimiz suya düşüyor. Parkta gördüğüm bir güvenlik görevlisine soruyorum bu tarz bir yer bulabilir miyiz acaba? Haritasını açıyor, bakıyor, inceliyor ve bize bir yer söylüyor ama uzak. Hava sıcak. Biz yorgunuz. Yarına bırakıyoruz plaj işini ve otele dönüyoruz. Hepimiz güzel bir öğle uykusu uyuyoruz. Akşamüstü de Miraflores’de dolaşıyoruz. Güzel bir mahalle ama işte standart bir büyük şehir. İstanbul’dan pek farkı yok gibi. Trafiğine kadar…

2 günü sakin  bir şekilde geçiriyoruz. Miraflores’den dışarı çıkmıyoruz. Plaja da gidemiyoruz çünkü öyle bir plaj işletmesi yok. Lima’ya tekrar geleceğiz. O arada diğer yerlerini gezmeyi planlıyoruz. Otele yakın bir park var. Genelde zamanımızı elimizde kahvemizle bu parkta geçiriyoruz. Zaten şu 2 günü Mira Günü olarak planlamıştık. O ne isterse o yapılacak… Tabi ki park istiyor. Bu bölgece 2 tane park var yanyana. Her yeri kedi dolu bu parkların:) Çocuk oyun parkı olan favorisi oldu doğal olarak. Fakat diğerinde de mini bir anfi tiyatro var. Konsere de denk geldik hatta ilk gün. Hanım dans etti, çevresini eğlendirdi, kendisi zaten çok eğlendi. Yaşlı nineler ve dedeler bile oturmuş rock konserini dinliyorlardı. Çok şekerdi. İstanbul’dan farkı işte burada…Hayat ve insanlar çok daha rahat ve mutlular. Etrafın mutlu insanlarla dolu olunca sen de gevşiyorsun. ‘Büyük şehirde yaşayacaksam da böyle insanlarla yaşayayım bari’ dedirtiyor insana.

 

 

Buradayken Paracas’a gidiş için organize oluyoruz. Tekrar araba kiralıyoruz. Otel ayarlıyoruz. Deniz aslanlarını, pelikanları ve penguenleri görmek için Ballestas Adaları’na gideceğiz. Aynı zamanda çöl kayağı da yapmak istiyoruz. Tüm bunların organizasyonunu yapmak için zaten bu 2 günlük Lima konaklaması. Daha sonra tekrar gelmek üzere 20 Şubat sabahı Lima’dan ayrılıyoruz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Arequipa-Lima Otobüs Yolculuğu (17-18 Şubat 2016)

Dünkü ‘macera’lı yolculuğumuzdan sonra bu sabah Arequipa’ya yola çıkmadan önce biraz gevşemek istiyoruz. Otelde kahvaltımızı yapıp termal havuza doğru yola çıkıyoruz. Ben daha önce açık havada termak havuza hiç girmemiştim. Buraya kısmetmiş. 2 ayrı havuz var burada. Aslında daha fazla ama turistlerin kullanımına sadece bu 2 havuzu ayırmışlar. Diğer havuzlara lokaller giriyor. Onlar için çok ucuz. 1,5 Lira gibi bir şey yapıyor. Dolayısıyla millet çoluk-çocuk gelip burada banyo yapıyor. Turistler için ayrılan havuzların birisi kapalı, birisi açık havuz. Kapalı olan minik ama içi sıcacık, sauna gibi aynı zamanda. Önce ona girmeye niyetlendik ama hem küçük, hem kalabalık olunca pek çekmedi. Hemen açık havuza geçtik. Dışarısı buz gibi ama sen sıcacık sudasın. Havuzdan çıkana kadar şahane ama çıkınca duş almak için içeri gitmen gerekiyor. O kısım acı vericiydi. Donduk. İçeri girer girmez kendimizi o küçük havuzun içine attık ve iliklerimize kadar ısındık. Mira’yı havuzdan çıkarmak zor oldu ama. Hangi çocuk havuzdan çıkmak ister ki zaten? Çıktık. Duşumuzu aldık. Saçlarımızı kuruttuk ki orada saç kurutan bir tek bizdik. 1 yaşında, saçları upuzun çocuklarınkini bile kurutmadan o serin havaya rahatça çıkarıyor burada ebeveynler. Biz üşüdük. Kuruttuk 🙂 Türk genlerimiz iş başında. Neyse hızlıca hareket etmemiz gerekiyor. Çünkü akşamüstü arabayı teslim edip gece otobüsüne bineceğiz ve 15 saatlik bir otobüs yolculuğu ile Lima’ya geçeceğiz. Zaman kısıtlı. Dağları aşıp gideceğimiz için hava durumu çok değişken. Bizi yavaşlatabilir.

Yol durumunu bilemediğimiz için öğle yemeğini de aradan çıkaralım ve yola öyle çıkalım diyoruz. Oysa saat daha 11:30 ve biz aç değiliz. Fakat yolda yemek yiyecek bir yer yok ve 260km’lik yol 4 saat falan sürüyor. Trafik de olabilir. Hızlıca sandviç yiyip, yiyemediklerimizi de paket yaptırıp yola çıkıyoruz. Buralarda yola her zaman ekstra hazırlıkla çıkmak en iyisi. Benden söylemesi. Dolu yağabilir, yol kayması olabilir, anlamsız bir trafik olabilir. Zaten yollar kötü durumda olduğundan çok yavaş ilerlenebildiğinden 4 saatlik yol 6-7 saati bile bulabilir. 260km için 6-7 saat ne kadar uzun değil mi? Buralarda böyle şekerim… Biz de ona göre hazırlığımızı yapıp yola koyulduk. Dönüşümüz gelişimiz kadar ‘mecera’lı olmadı. 4900m’ye çıktığımızda deli gibi bir yağmura yakalandık o kadar. Yine de tahmin ettiğimizden biraz daha uzun dürdü Arequipa’ya varışımız. Trafik. Bir de kötü, çok kötü şoförler yüzünden ister istemez yavaşladık. Peru’da gerçekten kötü kullanıyorlar arabayı. Önünü göremediğin bir virajda, sağın uçurum solun dağ iken bile sollamak için çıkıveriyorlar ya da koca yolcu otobüsü bir anda seni sollamak için atılıveriyor. Önünde hiç yer olmaması, karşıdan kamyon geliyor olması onlar için önemli değil. Neyin cesareti anlayamadım ben. Kızılötesi görüşün mü var tatlım?? Olmadığı da hemen karşıdan gelen bir arabayla burun buruna gelince anlaşılıyor. Kimse de korna morna çalmıyor. Arabadan inip birbirlerine dalmıyorlar. Bu toprakların işleyişi bu.

Neyse sağ salim Arequipa’ya varıyoruz. Hemen arabayı teslim edip otobüs terminaline gidiyoruz. Çantalarımızı teslim edip yemek yemek için terminalin üst katındaki lokantalardan birine yerleşiyoruz. Tavuk suyuna makarnalı birer çorba içiyoruz. Peru’da yemek şahane. Her yerde et ya da tavuk suyuna çorba bulabiliyorsunuz. Çocuklar için en güzel yemeklerden biri. Hani çocuğum buralarda ne yer diye hiiç düşünmeyin. Otobüsün hareket saati yaklaşıyor ve biz yavaş yavaş o tarafa doğru geçiyoruz. Daha önce aynı firmayla yolculuk yapmış ve ‘oo çok ucuza bilet bulduk’ demiş ve sonunda kırık camı bantla tutturulmuş ama hala köşesi açık , her yeri paslanmış ve tuvalet kokusundan milletin isyan ettiği, 4800m’de donarak kucak kucağa gittiğimiz bir otobüs yolculuğu yapmıştık. Bu sefer aynı firmanın üst sınıfından, tamamen yatan koltuklar aldık. Yine de otobüsü görene kadar hafif bir tedirginlik yok değil. Diğer otobüs de internetteki fotoğraflarında gayet iyi görünüyordu ve o yolculuk 6 saatti. Şimdi 15 saatlik bir gece yolculuğu var önümüzde. Zaten çok sık yer değiştirdiğimiz için genel bir yorgunluk var üstümüzde. Uyuyamazsak o yol hiiç çekilmez. Firmanın adı  Excluciva.

Bu düşüncelerle otobüse doğru ilerliyoruz. Ta – daa!!! Hayatımda gördüğüm en lüks otobüs karşımda duruyor. Uçakla hiç ‘ birinci sınıf’ bir yolculuk yapmadım ama bu otobüsü ancak onunla kıyaslayabilirim sanırım. Gördüğümün, bildiğimin çok ötesinde bir otobüs. Koltuklarımız da en önde olunca sanki bize özel karavanla yolculuk yapıyoruz gibi oldu. Koltuklar 180 derece yatıyor. Ayakları uzatmak için alttan ayrı bir platform çıkıyor. Önünde ekranın var. Ekranda uçaktaki gibi bir eğlence sistemi de var. Dizi-film, radyo ve çocuk kanalları. Yol boyunca internet de veriyorlar. Çok iyi çalıştığını söyleyemem ama otobüste olmasan da burada internet iyi değil. O yüzden ara ara çalışması bile çok başarılı sayılır. Herkese özel kulaklık ve koltuklar arasında perdeler var ki herkesin özel alanı olabilsin. IMG_3219

Akşam yemek ve sabah kahvaltısı da veriyorlar. Akşam yemeği beklediğimizden de iyi çıktı. Tavuklu çin pilavı, salata, kek  ve içecek ikramı vardı ve otobüs yemeğine göre gayet lezzetliydi. Sadece Güney Amerika’da olduğumuzu unutmayalım diye ufak bir aksaklık yaşandı. O havalı otobüste su bitti. Biz de her zaman gereğinden fazla hazırlıklı seyahat ederken bu sefer az su aldık yanımıza nasılsa vardır diye. Murphy işte… Otobüsün yolcu indirip bindirmek için durduğu yerlerde hemen satıcılar otobüsün kapısına geliyorlar zaten. Suyun bittiğini öğrendikden sonraki ilk  durakta Özgür su almak için alt kata, kapıya doğru gitti. Tam suyu alırken otobüs hareket etti. ‘hoopp n’oluyoruz’ dememize rağmen şoför  kapıyı kapattı ve yola devam etti. Özgür şoförün kapısına dayanmak suretiyle hesap sordu da ‘ileride duracağım’ dedirtebildi adama. 5 dakika sonra su almak için bir yerde durdu da depoladık sularımızı. Bu da böyle bir anı olarak kaldı işte. Ne kadar havalı otobüs olursa olsun buralarda işletme mantığı bu kadar. Hazırlıklı olun. Herkes rahat. Bu tarz şeyler çok olağan. Sen de sakin olacaksın. Her şey çözülüyor sonunda.

Yol genel olarak çok rahat geçti . Mira’ya da büyük kıyak oldu bu ekran olayı. Kulağında kulaklık limitsizce ‘Masha and the bear’ izledi. İzlerken de uyuyakaldı… Bu da onun kişisel tarihinde çok büyük olay. Yollardayken kurallarımızı, limitlerimizi çok esnetiyoruz biz. Şimdi o ekran karşısında duruken ve bizler de film izlerken ona ‘hayır’ demek olur muydu? Bayıldı zevkten. Deliksiz bir uyku uyudu. Gece uyurken Özgür tuvalete götürdü bir ara. Doluymuş. Bekle bekle gelmezler. Bilmem kaç dakika sonra geldiler. İçerideki hatun bir türlü çıkmayınca Özgür’ün kucağında sanırım tuvalete geldi sanarak yapıvermiş çişini Mira hatun. Yanımızda yedek kıyafet var. Değiştirdik. Temizledik. O uyanmadı bile. Olan Özgür’e oldu. Geceyi öyle ıslak ıslak geçirmek zorunda kaldı :)) Bu da bu yolculuğun süper anısı olarak kaldı işte şimdi hatırlayıp gülüyoruz. Sabah 10 sularında Lima’ya vardık. Yorulmadan, anlamadan geçti gitti yolculuk. Şimdi sıra Lima’da….

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Uzun lafın kısası 15 saatlik yolculuk ga