İZLANDA 2. GÜN-GOLDEN CIRCLE TURU (02 Mart 2017)

Bugün planımız Golden Circle turunu yapmak. İzlanda’daki en turistik turlardan biri. Otobüsle 8-9 saatte yapılan bir tur. Biz arabayla daha hızlı ilerleyebiliriz diye düşündüğümüz için ağırdan alıyoruz. Saat 10 gibi yola çıkıyoruz.

Yollar buzlu. Fakat arabalar donanımlı olduğu için sıkıntısız ilerliyor trafik. Yol üstünde ilk gözlem noktasında duruyoruz. Dağlar, göller ve çayır çimenlerin olduğu bir nokta. Her yer kar olduğu için biz İzlanda’nın farklı bir yüzünü görüyoruz. Yer, gök, bulutlar, donmuş göller ve karla kaplı dağlar birbirine karışmış. Güneş ışıkları da öyle bir açıyla düşüyor ki  hangisi nerede başlıyor, nerede bitiyor anlaşılmıyor. Sanki uçak penceresinden aşağıya bakıyoruz gibi bir his…

img_7966

Fotoğraf çekip manzaranın ve güneşin tadını çıkardıktan sonra yola devam. Golden Circle turunun ilk durak noktası olan Thingvellir Ulusal Parkı’nda duruyoruz. Park 2004 yılından beri UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi içinde yer alıyor. Hava çok soğuk ve karlı ve hatta zemin de buzlu olduğu için parkın içindeki uzun yürüyüş rotalarını yapmadık. Tepeden kiliseyi gördük, manzaranın tadını çıkardık. Yaz döneminde ya da kışın ve küçük çocuksuz gidiyorsanız park içindeki yürüyüş rotalarını değerlendirmenizi öneririm.

Biz arabayla park içinde devam ettik. Amacımız Silfra’yı görmek. 2 kıtanın ayrıldığı, dünyanın en temiz suyu ünvanını almış bölgede dalış yapan insanları seyretmek. Burada dalış yapmak için mutlaka bir tura dahil olmanız, gerekli izinleri onların halletmiş olması gerekiyor. Öyle elini kolunu sallayarak ‘şurada iki çimeyim de hayatıma fiyakalı bir deneyim katayım’ diyemiyorsun yani. Gördüğümüz ilk park alanına çektik arabayı. Etraf dalış yapacak gruplarla dolu. Dalış tüpleri, kıyafetleri, şınorkel, gözlük ve paletler havada uçuşuyor ve fakat bizim araçtan başka da bir araba yok ortalarda. Hep dalış ekiplerinin arabaları. Meğer bu otopark sadece bu ekiplerin araçlarına ayrılmış. Özgür bizi indiriyor ve arabayı diğer otoparka bırakmak üzere ayrılıyor. Mira ve ben dalış noktasına doğru ilerliyoruz. O anda bir bakıyoruz ki Özgür geri geliyor arabayla.

‘Ee ne oldu??’

‘ Otopark çok uzakta, yürünmez o yol. Siz gidin ben arabayla buralarda dolanıp sizi beklerim’.

300-400 m kadar yürümek gerekiyor. Mira donmuş karlardan oluşmuş doğal ‘topa’ vura vura arkamdan geliyor:) Oyuna ve serbest hareket etmeye ihtiyacı var belli. Bir yandan da üşüyor ama o da belli. Dalış yapılan noktaya geliyoruz. Hava soğuk ve suyun sıcaklığı 2-3 derece falan. Millet ya delirmiş ya da üşüme genlerini aldırmış ya da hepsi Kuzey Avrupa’dan falan olsa gerek. Biraz durup dalan ekipleri seyrediyoruz  Mira’yla. Önde liderleri yavaş yavaş giriyorlar. Diğer taraftan da dalışı tamamlamış üstünden akan suları yavaş yavaş donmaya bile başlamış insanlar geliyorlar. Suratlarından belli ki çok hoşlarına gitmiş ve vücutlarından da belli ki titriyorlar:) Girişi görmek isteyenler için aşağıya bir video koyuyorum.


Silfra sonrası arabaya atlayıp yola devam ediyoruz. Sıradaki durak Geysir gayzer bölgesi. Biz oraya varana kadar Mira arabada uyuyakalıyor. Arabayı otoparka çekip bekliyoruz. Bekliyoruz ama Mira’da kıpırtı yok. Ağzı açık uyuyor. Daha fazla zaman kaybetmeyip bir sonraki durağımıza doğru yola devam ediyoruz. Gulfoss Şelalesi. 2 nokta birbirine çok yakın olduğu için Gulfoss sonrası Geysir’e geri döneriz diye düşünüyoruz. Şelaleye geldiğimizde araba durur durmaz Mira uyanıyor. ‘Şelaleye geldik Miroooşş’ diye heyecanlandırıp, uykusunu açmaya çalışıyoruz. Heyecanlanıyor da. Arabanın kapıları açılana kadar. Hani bizi uyardıkları o meşhur İzlanda rüzgarı vardı ya. Heh işte onun minnak haliyle tanıştık. Seyahat boyunca en rüzgarlı yer orası oldu. Zaten şelaleyi görmüş, arabalarına dönen insanları görünce nereye doğru yol aldığımızı hafiften hissettik. Millet kendini öyle bir sarıp sarmalamış ki sadece gözleri görünüyor. Bir de ayakkabılarının altına taktıkları zincirleri dikkatimizi çekiyor. Buz pateni pisti gibi yerler. Kayıyoruz. Dikkatli ilerlemek gerek. Fakat soğuk rüzgar insanın feleğini şaşırtıyor. Özgür’le aynı anda ‘Laan bu rüzgar insanı yüz felci eder’ diyoruz. Etmiyor. Sadece sümüklerini akıtıyor:) Her turistin burnundan akan şeffaf suyun donmak üzere olduğunu görüyoruz. Biz mi? Türk’lerin sümüğü falan akmaz bi kere taaam mı?!

Şelaleyi tepeden izleyebileceğimiz noktaya geliyoruz.

Mira soğuktan dolayı huysuz. Kalın giyinmek de istemediği için zibidi gibi eldivensiz, kar tulumsuz dolanıyor ve doğal olarak donuyor. E giyin evladım! Yok giyinmez. Neden ? Çünkü rahatsız… Çocukla gezmenin ‘eğlencesi’ işte!

  • Şelaleye bak Mira! Nasıl güzel.
  • O kadar da büyük değilmiş! Bizim diğer seyahatte gördüğümüz şelale gibi değilmiş ( ve suratını asıyor)

Haspam! İguazu’yu gördüğü için bu kesmedi onu. Fotoğraf çektirmeyi başarıyoruz ama. Önemli olan da o 🙂


Şelale 2 bölümden oluşuyor. 1. bölüm 11m, 2. bölüm 21m yükseklikten düşüyor. Suyun sesi, görüntüsü falan doğanın karşısında insanevladının hiçliğini çok net hissettiriyor. Özgür ve Mira arabaya dönüyorlar. Ben donmak pahasına devam ediyorum. İlerliyorum. Fotoğraf ve video çekiyorum. Gözlem noktasıyla araba arası 300-400m falan var. Ayrıca şelaleyi alt kısımdan görebileceğiniz diğer bir gözlem noktası da var. Oraya ben de gitmedim. Hem çok üşüdüm hem de oraya inen merdivenler buzlu, gözüm yemedi. Bir de Mira arabada daha uzun süre öyle bekleyemez. Kriz çıkmadan yola devam edelim diye düşünüyorum. Çocukla seyahat etmenin dayanılmaz hafifliği…. Bazı noktalarda pes etmeyi bileceksin.

Buradan çıkıp Geysir’e geri dönüyoruz. Daha önce beklerden gördüğümüz ve gayzere daha yakın mesafede olan diğer otoparka bırakıyoruz arabayı. Gayzerin dibindeyiz. Çocukla gezmenin her zaman cefasını mı çekeceğiz? Sefasını da sürüyoruz arada:) Arabada oturduğumuz yerden bile görüyoruz patlayan Strokkur’u. Geysir gayzeri patlamıyor. Bölgenin en havalı gayzeri şu dönem Strokkur. Bölgeye girer girmez kendimizi bir film setinde hissediyoruz. Her yerden yükselen dumanlar, arada bir patlayan Strokkur. Büyülü bir ortam… Ben diğer gayzerleri geze geze ilerliyorum bölgede. Bizimkiler direkt büyük olanın yanına ilerliyorlar. Ben diğerlerini gezerken arada bir patlayışını uzaktan seyrediyorum. Sonra yavaş yavaş bizimkilerin yanına ilerliyorum. Onlara yaklaştıkça derinden bir ağlama sesi geliyor. Biraz daha yaklaşıyorum ve ‘rahat deeeeğiiilll’ seslerini duyuyorum. O arada millet gayzere kilitlenmiş. Kimisi fotoğrafını çekmek için hazır ol’da bekliyor, kimisi ağır çekimde yakalamak için kurmuş düzeneği nefes almadan, gözünü kırpmadan bekliyor. Herkes sessiz. Bir Mira’nın sesi çıkıyor. Kaçıııınn bölgede çocuk var! demişlerdir. Fakat kimse de dönüp bakmadı, gözleriyle bizi tenkit etmedi, ‘alın lan çocuğunuzu buradan’ demedi. O arada patlamayı videoya çekmeye çalışıyordum. Kaçırdım. Tabi ki Özgür ve Mira yine arabaya kaçtılar. Ben çekim nöbetine kaldım. Aldım elime telefonu, aldım ağır çekime.  Hesaplarıma göre yaklaşık 4-6dk’da bir de patlıyor bu Strokkur efendi. Hani öyle kendini naza çekme, günde 1-2 defa patlama gibi bir durumu yok. Tüm güzelliğini herkese doya doya gösteriyor. Durmaksızın arka arkaya patlıyor. Şovunu yapıyor. Herkese pozunu veriyor. Hazırım. Yavaş çekim moduna aldım, çekiyorum. İlk patlamayı yakaladım ama gayzer şöyle bi gücünü kuvvetini toplayıp da yükselemedi. 2 metreye bile çıkamadan fııss dedi indi. Azimliyim yavaş çekimde yakalayacağım. Geçtim başına, dakikaları hesapladım açtım yine yavaş çekimi. 2dk’ya yakın çekim yaptıktan sonra daha gayzer patlamadan çat(!) dedi kapandı telefon. Büyük makine de yanımda değil. Açmaya çalıştım çalıştım olmadı. Oysa ellerim donup kopacaktı soğukta eldivensiz çekmekten ayol:) Şarjı bitti sanırım… ve o yakalayamadığım gayzer nasıl yükseldi inanamazsın. 30-40m’ye falan çıktı. Diğer tarafta çekim yapanları ıslattı falan:) üzüldüm mü o anı yakalayamadım diye? Aslında ilk bir kaç saniye evet ama sonra düşündüm: bu güzelliği full konsantrasyon çıplak gözle izlemem gerekiyormuş demek. Evrenin kararı böyleyse tadını çıkaralım ( içine Polyanna kaçmıştı, ya başka n’apsındı). Pes edip arabaya dönüyorum. Telefonum soğuktan sapıtmış. Şarjı falan yerinde onu farkediyorum arabaya binince. (Videosunu aşağıda ekliyorum).

Yola devam ediyoruz. Golden Circle adı üstünde daire çizerek yaptığınız bir tur. Biz geldiğimiz yoldan geri dönerek daireyi tamamlamama kararı alıyoruz. Çünkü yol üstünde başka göreceğimiz bir yer kalmadı. Zaten yarın Güney İzlanda turunu yapacağız ve o eksik kalan yoldan gideceğiz. Bizim hedefimiz termal havuza girmek. Mira sabahtan beri ‘sıcak havuz’ sayıklıyor. Fontana Spa’ya gidiyoruz. Yaklaşık 2 saat kadar orada kalıyoruz. 3 derece havada 40 derecelik suya giriyoruz. Karşımızda göl ve dağ manzarası. Saunadan çıkanlar koşa koşa bu göle giriyorlar. O kadar yakınız. Mira havuzda ve denizde gözlük olmadan gözlerini açmayı ilk defa bu havuzda deniyor. Bu da böyle bir anı işte…

Sıcacık havuzdan çıkıp, giyinip, saçımızı başımızı kurutmak büyük lüks! Biz yol üstünde hiç bir işletmesi olmayan bir yerde girmek istiyorduk aslında termal sulara ama buraya gelip de o soğuğu görünce bunun bir hayal olduğunu anladık.

Arabaya atlayıp otele doğru dönüş yoluna geçiyoruz. Tam gün batımı saatindeyiz. Güneş öyle güzel batıyor ki o bembeyaz karları, bulutları  kırmızıya boyuyor. Arjantin’de sokakta denk geldiğimiz ve bayılıp hemen CD’sini aldığımız Todopoderoso’nun şarkıları bize eşlik ediyor. Dans ede ede devam ediyoruz… Mira sandviç yiyor ve hemen ardından uyuyor.

Otele vardığımızda bütün gün yol yapmış olmanın ve termal havuzun etkisiyle erkenden yatıyoruz. Ben odaya girer girmez kendimi yatağa atıyorum hatta. Midem rahatsız. Halsizim. Bir şey var ama dur bakalım gecem nasıl geçecek? Sabah erkenden ışık kovalamaya çıkacağız diye de plan yaptık….

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s