Arequipa ( 11-15 Şubat 2016)

11 Şubat akşamı varıyoruz. Geliş maceramız için sizi şuraya alayım. Geç saatte vardığımız için o akşam evin hemen karşısındaki restauranta gidip karnımızı doyurup uyamayı hedefliyoruz. Ev sahibimiz de evi teslim ederken orayı önerdi bize. ‘Biraz pahalıdır ama lezzetlidir’ dedi. Çok yorgunuz fiyat miyat gözümüzde değil. Geldiğimiz yol düşünülürse… Valizleri bıraktığımız gibi çıkıyoruz. Restauranta girer girmez ‘bizi almazlar oğlum buraya’ diyerek bi duraksıyoruz. Beyaz masa örtüleri, takım elbiseli garsonları, piyano başında papyonlu abisi falan afili bi restaurant. Bizse bütün günü geçirdiğimiz otobüsteki pis kıyafetlerle perişan haldeyiz. Tayt, polar, saçlar tepede tutturulmuş haldeyim yani… Mekan bizi hoş karşıladı ama biz bi eğreti kaldık. Sonuç olarak Özgür’ü orada bırakıp biz eve kaçtık Mira’yla. Pizza alıp gelecek:) o gece yiyip erkenden de uyuyoruz. Gece 1’de gümm!! diye vuran, ciddi sallayan depremle iliklerime kadar titreyerek uyanıyorum. Özgür’ü uyandırıyorum ama onda garip bir sakinlik. Gidip Mira’ya bakıyorum. Misler gibi uyuyor. Biraz zaman geçiyor. İnternetten son dakika Peru deprem haberlerinden buluyorum. 4.5 şiddetindeymiş. Geçmiş depremlere bakıyorum. Sık sık deprem olmuş. Olurmuş. Az sakinleşip uykuya geri dönüyorum.

Ertesi günü evde dinlenme günü ilan ediyoruz. Ayrıca da yıkanması gereken bir dünya çamaşırımız, evde de çamaşır makinesi var. Sadece market alışverişi ve mahalle keşfi diye çıkıyoruz sokağa ama kanımız bitli olduğu için yine ana meydana kadar yürüyoruz.Plaza de Armas. Zaten market de oradaymış. El mecbur gidecektik (koca şehirde başka yerden yemek bulamayız ya  🙂. 15-20 dakikada varıyoruz. Hoş bir meydan. Kahve içecek yer arıyoruz. Fakat Avrupa’nın tersine Güney Amerika’da meydanlarda, sokaklarda restaurant ve kahve içecek bir yerler bulmak pek zor. Her şehrin en meşhur, en turistik meydanı kafelerle dolup taşmamış yani. Burada da meydana bakan binaların üst katlarına, balkonlara atılmış bu tarz yerler. Hal böyle olunca da alt katlarda tanıtım yapan, elinde menüyle promosyon tanıtan çokça insana rastlıyorsun. Bu ülkede yeme-içme konusunda promosyon yani ‘günün menüsü’, ‘günün kahvaltısı’ falan gibi şeyler çok yaygın. Rekabet var. İyi yemeği iyi fiyata yiyebiliyorsun. Bayılırız! Balkonu güneş almayan bir yere postu seriyoruz.Hava çok sıcak çünkü. Güzel fiyatlara kahvaltı menülerini görünce 1 kahveye vereceğimiz parayla kahvaltı da ederiz diyerek siparişimizi veriyoruz. Evet evet ucuz diye 2. kahvaltımızı yapıyoruz o gün. En afili meydanın, en güzel mekanlarından birinde bile fiyatlar aşırı kazık değil. Yani herkes cebine göre bir şeyler bulabilir. Süper yüksek rakamlara da yiyebilirsin, çok ucuza da. Hepsi de yanyana. Semtine göre pek şekillenmemiş. Öylesi de var tabii ama en turistik mahallelerde bu yelpazenin olması bence çok hoş. Siparişimizi verdikten sonra aynen yukarıda yazdıklarım tadında bir konuşma geçiyor aramızda Özgür’le. Mira da o arada resim yapıyor, meydanı izliyor falan. Onun derdi portakal suyu… Siparişler gelince en ucuz menünün aslında aç olsak bizi doyurmayacağını da lego’lardaki ekmekler boyutunda gelen peksimetlerden anlıyoruz:)

  
Kahvelerimizi de içince ‘eh hazır gelmişken şöyle bir arka sokakları da yürüyelim'(güya evde kalacaktık bugün!)’ diyerek biraz yürüyoruz. Çok hoş bir şehir. Dokusu bozulmamış yerlerden biri ki Peru’nun 2. en büyük şehri. 4 gece- 3 gün geçirdik burada ve vaktimiz olsa daha da uzun kalmayı isteyeceğimiz yerlerden biri oldu. Kolay, zevkli ve ucuz bir yer. Zaten Peru, Güney Amerika’nın en ucuz ülkesi oldu gezdiklerimiz arasında.

Arequipa’nın sokaklarında gezmek de ayrıca keyifli. Beyaz Şehir diye de bilinirmiş. Şehir 3 tane volkanik dağ ile çevrilmiş. Bu dağlardan çıkan volkanik taşlardan yapılmış beyaz binalardan gelirmiş bu isim de. Kolonyal binalarla dolu, taş kaplı sokaklarında dolaşıp şehrin tadını çıkarın giderseniz.  Neyse biz biraz daha dolandıktan sonra market alışverişimizi de yapıp evimize döndük. Yola çıktığımızdan beri ilk defa her çeşit sebzenin alasının bulunduğu, hem de bizden daha ucuza olduğu bir markete denk gelince ben biraz kendimden geçmiş olabilirim. Damarlarımdaki ‘ana’ beni ele geçirdi ve çeşit çeşit sebze aldım. O çocuk o sebzeleri yiyecek!

İşte şekerim bazısı seyahatte çanta alınca mutlu olur bazısı da ucuza iyi sebze 🙂 (sevdiğim çantayı da ucuza bulsam aynı derecede sevinirim merak etme). Sebze reyonunun önündeki mutluluğumu unutmuyorum. Ciddi ciddi sevindim. Hele fiyatları görünce… İlk defa burada kendimizi (ülkemiz ve paramızın değerinden sebep) zengin gibi hissettik ayol. Her zaman aldığın fiyatlardan daha uyguna alışveriş yapmak güzel bir his. Ama işte ne oldum delisi olarak gereğinden fazla almak gibi de bir tehlikesi var. Aman diyeyim ben ettim sen etme! 1 paket fasulyeyi atmak zorunda kaldım. İçime çöktü. Tüm Güney Amerika böyle olacak zannetmiştik biz bu yola çıkarken. Bolivya’daki market alışverişimiz ise en büyük hayal kırıklığıydı. Okumadıysan şuradan bakabilirsin.

evimizin salonundan volkanik dağların görüntüsü.

Sonraki 2 günümüzü dinlenmeye verdik. 12 Şubat akşamı tam uyumak üzereyken bir kere daha ciddi bir şekilde sallandık. Bu sefer ikimiz de uyanık olduğumuz için tırstık. Özgür’ü de çekiştirdiğim gibi elimde 1 şişe su , yanımda Özgür ile Mira’nın baş ucunda bitiverdim. Memleket sallanmaya alışık. O yüzden tüm binalarda, sokaklarda ve mekanlarda ‘deprem anında güvenli bölge’ diye etiketlerin yapışık olduğu alanlar var. Yine internetten öğreniyoruz ki bu sefer de 5 şiddetindeymiş. Bekle bekle yapacak bir şey yok. Sakinleşince yatağımıza döndük ve uyuduk. Fakat 2 gece üstüste sallanınca 3. gece de bekledik ama tık yoktu 🙂 Şimdi yazarken eğlenceli gibi de o anlar da Mira’yı kucağıma alıp arabada falan uyuyasım geldi ama araba yok işte. Mecbur yatağa döndük. Twitter’a bakıyorsun bütün türkler tosur tosur uyuyor tabi. Rahatlatan iki mesaj da okuyamıyor ki insan. Türk’ün depremle imtihanı da böyle oluyor işte.

13 Şubat günü evden hiç çıkmadık. Sebze, çorba, film, sebze, meyve, film, patlamış mısır, sebze çorbası, oyun, resim falan derken günü yedik bitirdik. Dinlendik. Çok çok da iyi geldi. Böylece buradan sonraki destinasyonumuz olan Colca Kanyon’u için de gerekli çalışmaları yapmış olduk. Otelimiz, arabamız hazır.

 14 şubat günü akşamüstüne kadar yine evde yaydık. Buna en çok da Mira’nın ihtiyacı var. Fakat ona da ev bastı. 1 gün dinlenince 2. gün koltuk tepelerinde zıplamaktan gözünü sağlam morarttı. O akşam için güzel bir yerde yemek yeme gibi bir planımız vardı. Hem de evimizin hemen yanında. Peru ve Arequipa mutfağının tipik yemeklerini deneyecektik. İttire kaktıra Mira’ya öğle uykusu bile uyuttuk ki geceyi çıkarabilsin. Zira haftalardır aradığı oyun parkı bile bu restaurantın bahçesinde var. Sürpriz olacak cüceye. Akşam 7 gibi evden çıktık. Binayı döndüğümüz gibi restaurantın kapısında bulduk kendimizi ama restaurant yerine kapı-duvar. Mekan kapalı. Hevesimiz kursağımızda yine meydana doğru yürürken bir ses duyduk. Mira aslında bu sesi evden çıkar çıkmaz duymuş ‘anneee tiyatro var kesinn, hadi gidelim’ demişti de ben ‘ne tiyatrosu ayol arabalardan geliyor o müzik’ diye lafı çocuğun ağzına tıktıydım. Müziğe doğru yöneldik istemsizce. Uzaktan kocaman bir çadırın tepsindeki ışıkları gördük. Sirk varmış meğer! Böylece Mira hayatındaki ilk sirk deneyimini de burada yaşamış oldu. Gösterilerde hayvan falan olmaması da en şahanesiydi. Bu günü ayrıca yazmıştım. Okumak isteyen olursa buyursun.

Son günümüzü çarşı-pazar ve eski sokakları gezerek geçirdik. Bizim gibi daha çok yerel hayatı merak ediyorsanız mutlaka uğrayın buralara. Turist de oluyor ama biz çok az rastladık. Buradakiler ne yer?ne içer? hepsini görebiliyorsunuz. Bu topraklarda 3000 çeşit patates var. Düşünebiliyor musun? Sırf onların satıldığı tezgahları görmek için bile gidilir bence.   Mercado Central ve San Cristobal  en güzelleri. Buralarda yerel yemekleri çok ucuza deneyebilirsiniz. Hiç bir lüks beklentiniz olmasın ama. Merak etmeyin insan öyle hemencecik zehirlenmiyor. Biz yedik, bak hala hayattayız. Bıldırcın yumurtası yedi mesela Mira. Çok sever zaten. Burada sokaklarda el arabasında satılıyor. 1 sol’e de 5 tane yumurta koyuveriyorlar bir poşete. Çocuklar için şahane atıştırmalık. Mercado Central’den mısır tohumu aldık bir de. Ekip yetiştirmeyi deneyeceğiz bu yaz. İnşallah tutar. Buranın mısırı hem çok lezzetli hem de çok iri taneli. Yani mısır çeşitlerinden biri bu. Yoksa yüz çeşit mısır var.





Son gecemizi de erkenden yatarak  ve biraz da eşya toparlayarak geçirdik. Yarın sabah Colca Kanyon’unu görmek için yola çıkıyoruz. Deli miyiz neyiz bilmem ama araba kiraladık onunla gidiyoruz. Amerika Konsolosluğu kendi vatandaşları için, canınıza susamadıysanız bu ülkede araba kiralamayın diye yazı yayınlamış. Biz Amerika’lı değiliz sonuçta. Colca’da görüşürüz.