Arequipa-Lima Otobüs Yolculuğu (17-18 Şubat 2016)

Dünkü ‘macera’lı yolculuğumuzdan sonra bu sabah Arequipa’ya yola çıkmadan önce biraz gevşemek istiyoruz. Otelde kahvaltımızı yapıp termal havuza doğru yola çıkıyoruz. Ben daha önce açık havada termak havuza hiç girmemiştim. Buraya kısmetmiş. 2 ayrı havuz var burada. Aslında daha fazla ama turistlerin kullanımına sadece bu 2 havuzu ayırmışlar. Diğer havuzlara lokaller giriyor. Onlar için çok ucuz. 1,5 Lira gibi bir şey yapıyor. Dolayısıyla millet çoluk-çocuk gelip burada banyo yapıyor. Turistler için ayrılan havuzların birisi kapalı, birisi açık havuz. Kapalı olan minik ama içi sıcacık, sauna gibi aynı zamanda. Önce ona girmeye niyetlendik ama hem küçük, hem kalabalık olunca pek çekmedi. Hemen açık havuza geçtik. Dışarısı buz gibi ama sen sıcacık sudasın. Havuzdan çıkana kadar şahane ama çıkınca duş almak için içeri gitmen gerekiyor. O kısım acı vericiydi. Donduk. İçeri girer girmez kendimizi o küçük havuzun içine attık ve iliklerimize kadar ısındık. Mira’yı havuzdan çıkarmak zor oldu ama. Hangi çocuk havuzdan çıkmak ister ki zaten? Çıktık. Duşumuzu aldık. Saçlarımızı kuruttuk ki orada saç kurutan bir tek bizdik. 1 yaşında, saçları upuzun çocuklarınkini bile kurutmadan o serin havaya rahatça çıkarıyor burada ebeveynler. Biz üşüdük. Kuruttuk 🙂 Türk genlerimiz iş başında. Neyse hızlıca hareket etmemiz gerekiyor. Çünkü akşamüstü arabayı teslim edip gece otobüsüne bineceğiz ve 15 saatlik bir otobüs yolculuğu ile Lima’ya geçeceğiz. Zaman kısıtlı. Dağları aşıp gideceğimiz için hava durumu çok değişken. Bizi yavaşlatabilir.

Yol durumunu bilemediğimiz için öğle yemeğini de aradan çıkaralım ve yola öyle çıkalım diyoruz. Oysa saat daha 11:30 ve biz aç değiliz. Fakat yolda yemek yiyecek bir yer yok ve 260km’lik yol 4 saat falan sürüyor. Trafik de olabilir. Hızlıca sandviç yiyip, yiyemediklerimizi de paket yaptırıp yola çıkıyoruz. Buralarda yola her zaman ekstra hazırlıkla çıkmak en iyisi. Benden söylemesi. Dolu yağabilir, yol kayması olabilir, anlamsız bir trafik olabilir. Zaten yollar kötü durumda olduğundan çok yavaş ilerlenebildiğinden 4 saatlik yol 6-7 saati bile bulabilir. 260km için 6-7 saat ne kadar uzun değil mi? Buralarda böyle şekerim… Biz de ona göre hazırlığımızı yapıp yola koyulduk. Dönüşümüz gelişimiz kadar ‘mecera’lı olmadı. 4900m’ye çıktığımızda deli gibi bir yağmura yakalandık o kadar. Yine de tahmin ettiğimizden biraz daha uzun dürdü Arequipa’ya varışımız. Trafik. Bir de kötü, çok kötü şoförler yüzünden ister istemez yavaşladık. Peru’da gerçekten kötü kullanıyorlar arabayı. Önünü göremediğin bir virajda, sağın uçurum solun dağ iken bile sollamak için çıkıveriyorlar ya da koca yolcu otobüsü bir anda seni sollamak için atılıveriyor. Önünde hiç yer olmaması, karşıdan kamyon geliyor olması onlar için önemli değil. Neyin cesareti anlayamadım ben. Kızılötesi görüşün mü var tatlım?? Olmadığı da hemen karşıdan gelen bir arabayla burun buruna gelince anlaşılıyor. Kimse de korna morna çalmıyor. Arabadan inip birbirlerine dalmıyorlar. Bu toprakların işleyişi bu.

Neyse sağ salim Arequipa’ya varıyoruz. Hemen arabayı teslim edip otobüs terminaline gidiyoruz. Çantalarımızı teslim edip yemek yemek için terminalin üst katındaki lokantalardan birine yerleşiyoruz. Tavuk suyuna makarnalı birer çorba içiyoruz. Peru’da yemek şahane. Her yerde et ya da tavuk suyuna çorba bulabiliyorsunuz. Çocuklar için en güzel yemeklerden biri. Hani çocuğum buralarda ne yer diye hiiç düşünmeyin. Otobüsün hareket saati yaklaşıyor ve biz yavaş yavaş o tarafa doğru geçiyoruz. Daha önce aynı firmayla yolculuk yapmış ve ‘oo çok ucuza bilet bulduk’ demiş ve sonunda kırık camı bantla tutturulmuş ama hala köşesi açık , her yeri paslanmış ve tuvalet kokusundan milletin isyan ettiği, 4800m’de donarak kucak kucağa gittiğimiz bir otobüs yolculuğu yapmıştık. Bu sefer aynı firmanın üst sınıfından, tamamen yatan koltuklar aldık. Yine de otobüsü görene kadar hafif bir tedirginlik yok değil. Diğer otobüs de internetteki fotoğraflarında gayet iyi görünüyordu ve o yolculuk 6 saatti. Şimdi 15 saatlik bir gece yolculuğu var önümüzde. Zaten çok sık yer değiştirdiğimiz için genel bir yorgunluk var üstümüzde. Uyuyamazsak o yol hiiç çekilmez. Firmanın adı  Excluciva.

Bu düşüncelerle otobüse doğru ilerliyoruz. Ta – daa!!! Hayatımda gördüğüm en lüks otobüs karşımda duruyor. Uçakla hiç ‘ birinci sınıf’ bir yolculuk yapmadım ama bu otobüsü ancak onunla kıyaslayabilirim sanırım. Gördüğümün, bildiğimin çok ötesinde bir otobüs. Koltuklarımız da en önde olunca sanki bize özel karavanla yolculuk yapıyoruz gibi oldu. Koltuklar 180 derece yatıyor. Ayakları uzatmak için alttan ayrı bir platform çıkıyor. Önünde ekranın var. Ekranda uçaktaki gibi bir eğlence sistemi de var. Dizi-film, radyo ve çocuk kanalları. Yol boyunca internet de veriyorlar. Çok iyi çalıştığını söyleyemem ama otobüste olmasan da burada internet iyi değil. O yüzden ara ara çalışması bile çok başarılı sayılır. Herkese özel kulaklık ve koltuklar arasında perdeler var ki herkesin özel alanı olabilsin. IMG_3219

Akşam yemek ve sabah kahvaltısı da veriyorlar. Akşam yemeği beklediğimizden de iyi çıktı. Tavuklu çin pilavı, salata, kek  ve içecek ikramı vardı ve otobüs yemeğine göre gayet lezzetliydi. Sadece Güney Amerika’da olduğumuzu unutmayalım diye ufak bir aksaklık yaşandı. O havalı otobüste su bitti. Biz de her zaman gereğinden fazla hazırlıklı seyahat ederken bu sefer az su aldık yanımıza nasılsa vardır diye. Murphy işte… Otobüsün yolcu indirip bindirmek için durduğu yerlerde hemen satıcılar otobüsün kapısına geliyorlar zaten. Suyun bittiğini öğrendikden sonraki ilk  durakta Özgür su almak için alt kata, kapıya doğru gitti. Tam suyu alırken otobüs hareket etti. ‘hoopp n’oluyoruz’ dememize rağmen şoför  kapıyı kapattı ve yola devam etti. Özgür şoförün kapısına dayanmak suretiyle hesap sordu da ‘ileride duracağım’ dedirtebildi adama. 5 dakika sonra su almak için bir yerde durdu da depoladık sularımızı. Bu da böyle bir anı olarak kaldı işte. Ne kadar havalı otobüs olursa olsun buralarda işletme mantığı bu kadar. Hazırlıklı olun. Herkes rahat. Bu tarz şeyler çok olağan. Sen de sakin olacaksın. Her şey çözülüyor sonunda.

Yol genel olarak çok rahat geçti . Mira’ya da büyük kıyak oldu bu ekran olayı. Kulağında kulaklık limitsizce ‘Masha and the bear’ izledi. İzlerken de uyuyakaldı… Bu da onun kişisel tarihinde çok büyük olay. Yollardayken kurallarımızı, limitlerimizi çok esnetiyoruz biz. Şimdi o ekran karşısında duruken ve bizler de film izlerken ona ‘hayır’ demek olur muydu? Bayıldı zevkten. Deliksiz bir uyku uyudu. Gece uyurken Özgür tuvalete götürdü bir ara. Doluymuş. Bekle bekle gelmezler. Bilmem kaç dakika sonra geldiler. İçerideki hatun bir türlü çıkmayınca Özgür’ün kucağında sanırım tuvalete geldi sanarak yapıvermiş çişini Mira hatun. Yanımızda yedek kıyafet var. Değiştirdik. Temizledik. O uyanmadı bile. Olan Özgür’e oldu. Geceyi öyle ıslak ıslak geçirmek zorunda kaldı :)) Bu da bu yolculuğun süper anısı olarak kaldı işte şimdi hatırlayıp gülüyoruz. Sabah 10 sularında Lima’ya vardık. Yorulmadan, anlamadan geçti gitti yolculuk. Şimdi sıra Lima’da….

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Uzun lafın kısası 15 saatlik yolculuk ga

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Reklamlar

Puno- Arequipa Otobüs Yolculuğu ( 11 Şubat 2016)

11 Şubat sabahı kahvaltıyı otelde yapıp otobüs terminaline gidiyoruz. İnternette 11’de kalkacak görünen otobüs için terminalde saat 12’ye bilet satıyorlar ve otobüs 12:15’de hareket ediyor. Valizleri teslim edip yemek yemek için terminalin üst katına çıkıyoruz. Etrafta yakınlarda başka bir alternatif yok. Gerek de yok. Adam başı 6 sol’e (balıklı menü 7 sol) günün menüsünü yedik. Tavuk suyuna çorba, etli-pilavlı ana yemek ve yanına da hoşaf gibi bir meyve suyu veriyorlar.  

  

  

 Karnımızı doyurup otobüse doğru yollandık. Bu bileti alırken çok araştırdık. Çünkü Peru’da gerçekten de çok kötü kullanıyorlar arabaları. Daha önce de dediğim gibi en güvenli bilineni de Cruz del Sur. Fakat Puno- Arequipa arasında günde sadece 2 otobüs var ve Arequipa’ya varış saatlerinden dolayı bize hiç uymuyor. Çocukla olunca onun rutinine ve ritmine göre de hareket etmek gerekiyor. Okuduk, ettik. Otelin çalıştığı acentaya da telefonla danıştık ve saati de bizim için gayet uygun olan Civa’dan aldık biletleri. 6 saatlik yolculuk için de Curz del Sur’a oranla çok ucuza aldık biletleri diye zil takıp oynadık. Adam başı 8$’a geldi biletler. 

Otobüsü görünce anladık ki boşuna değilmiş o fiyat. Eski-püskü, paslı bir otobüs. Yerel halkın ucuz ulaşım için kullandığı tipmiş bu otobüsler. Civa, şirket olarak iyi ama farklı otobüs tipleri var. Bizim aldığımız ekono-civa. Yani en ucuz alternatif. Koltuklarımız en önde. Bindik. Otobüs leş gibi. Bizden önceki yolculuktan sonra ve belki de son 3 yolculuktan sonra hiç temizlenmemiş belli. Yerlerde çöpler falan aynen duruyor. Bir de pis kokuyor. Havasız gibi. Bizim koltuğun tarafındaki ön camın sağ üst köşesi kırık. Bantla tutturmuşlar ama yağmur yağarsa direkt üstümüze gelebilir yani. Yağmuru geçtim de yol boyunca dağlarda 5000m’ye kadar yükseleceğiz ve hava çok soğuk olacak, yükseklik rahatsız edecek falan… Neyse dedik. Bu da bir ‘mecera’dır dedik, bindik. Kalkış saatini bekliyoruz. Diğer yolcular da bindikçe otobüste bir huzursuzluk, söylenme başladı. Anladık ki arka taraftaki tuvalet feci kokuyor ve millet o halde yolculuk yapmak istemiyor. Bayağı ayaklandı yolcular. İsyan var. Temizleyin diyorlar. 6 saat böyle gidilmez diyorlar. Gel de kendin bi 5dk otur bakalım nasıl oluyormuş diyorlar şoföre. Biz en önde olduğumuz için tuvalet kokusunu havasızlık zannettik. Fakat belli ki arka taraf çok fena durumda. Otobüsün bütün camları açıldı, öyle püfür püfür yola çıktık. Fakat yolcular sakinleşmiyor. ‘Çamaşır suyu alll, tuvaleti temizleee, sıcak su bull, böyle gidilmezz’ sesleriyle 10 dakika kadar gittik. Sonra şoför durdu bi bakkaldan çamaşır suyu aldı. Yola devam. 10 dakika sonra yine durduk. Yol kenarında bir dere bulmuş şoför meğer onun için durmuş. İndi. Bidonla su taşıdı. Tuvaleti temizledi. Sonra devam ettik. Muavin falan yok. Sadece şoför var. Vallahi bravo dedim. Çatır çatır haklarını aradılar. Para verdik biz bu halde gitmeyiz diye diye temizlettiler o tuvaleti! 

4900m yüksekliğe çıktığımızda otobüsün içi buz gibi oldu. Cam kenarında oturamadık. Yağmur da yağdı ama allahtan ıslanmadık:) Giydik montları geçtik koridordaki koltuğa. Mira’yla kucak kucağa gittik 2 saat kadar. Isıttık birbirimizi. İnmeye başladıkça hava da ısındı. Biz de. Kalorifer yok mu bu otobüste? Yok anacım yok. Her yeri paslı, dökülen otobüsün gittiğine şükrediyorsun anca:) 

Yaşarken zordu ama dönüp bakınca güzel anı oldu işte oturup yazıyorum.

 6,5 saatin sonunda vardık Arequipa’ya. Hava karardı. Peru’nun 2.büyük şehriymiş burası. Trafiği de ona yaraşır. Şehre girmek vakit aldı. İner inmez taksiye atladık ve evimize gittik. Ev tabi ki Airbnb’den. 3 oda, 1 salon koca bir ev. Evden yanardağ manzarası bile var. Uçlarda dolaşıyoruz seyahat boyunca. En iyi evden en basit otele kadar çeşit çeşit yerde konaklıyoruz. Uçaktan en dökülen otobüse kadar hepsini deneyimliyoruz:)

 Arequipa’da dinlenmeyi hedeflediğimiz için ev iyi olsun istedik. Çamaşır falan da yıkamamız lazım. Evde çamaşır makinesi de var. Temizlenme ve dinlenme zamanı.