Hipi Kasabası El Bolson/Patagonya- Yolculuk ve Varış ( 03-11 ocak 2016)

03 ocak sabahı 4 yetişkin, 2 çocuk terkettik Buenos Aires’i. İstikamet El Bolson.

1970’lerde Buenos Aires hipileri gelip buraya yerleşmişler. Bugün hala hipi kasabası diye geçiyor. Biz de Ömer’in 7 yıl önce kaldığı bir yerde kalacağız: La Casa del Viajero. Sahibi de buraya yerleşen ilk hipilerden. Agustin Porro.

Buenos Aires’den Bariloche’ye uçuyoruz. LAN ile. Uçağa bindikten sonra yakıt almamız gerektiği dolayısı ile geç kalkacağımızı anons ediyorlar. Madem yakıtın yok ne diye yolcuları uçağa alıyosun arkadaşım.


Neyse 1 saat rötarla havalandık. Bariloche’den El Bolson’a da 2 saatlik bir otobüs yolculuğu yapacağız. Havaalanından direkt El Bolson’a giden otobüsler var diye okumuştuk ama yoktu. Mecbur terminale gideceğiz. Alanda taksi de yok. 1 tane otobüs var ki herkes üstüste binmiş yer yok. Sonraki otobüs 2 saat sonra falan… Şoför açtı bütün kapıları binemeyen 10 kişi de yer olmayan otobüse sıkışa sıkışa bindik valla:) sırtımızda çantalar, elimizde çocuklar balık istifi şeklinde vardık terminale. El Bolson’a ilk otobüs 2 saat sonra. Çantaları serdik meydana nöbetleşe yemeye, tuvalete falan gittik. Çocuklar yorgun. Mira’nın uyuması da lazım. Biraz zorlanarak da olsa atlattık beklemeyi.


Otobüs geldi. Yola çıktık. Hayatımda yaptığım en güzel manzaralı otobüs yolculuğuydu. Dağlar, göller muhteşem…


  
Hareket ettikten yarım saat kadar sonra Mira uyudu ve gidene kadar da uyanmadı.

Terminalden bizi Agustin aldı. Arabası sanırım 70’lerde aldığı ilk arabası. Hala aynı arabayı kullanıyor. Zaten sonradan iyice anlıyoruz ki çok basit yaşıyorlar genel olarak karı-koca. Çok hoş.

El Bolson’un doğası zaten muhteşem kaldığımız yer de yemyeşil bir bahçenin içinde bungalovlardan oluşuyor. Her bungalovu Agustin kendi elleriyle yapmış ve yenilerini de yapmaya devam ediyor. En sonuncusu yeni bitmiş. 3 yılını almış. Bize daha önceden çocuklarıyla kaldığı evini vereceğini yazmıştı. Tamam dedik. Hiç detay falan sormadık. Çok basit koşullarda konaklayacağımızı biliyoruz yani. Arabadan indik. ‘Burası sizin’ dedi;


  

Dışarıdan bakınca tam bir masal evi gibi. Hani birazdan orman cüceleri çıkıp ‘hoş geldiniz’ dese şaşırmadan öpüşüp ‘hoş bulduk’ diyeceğiz. İçeriye girdik. Basit bir bungalov. Tam Waldorf okulu olacak gibi. Bizim çocuklar da Waldorf okuluna gidiyorlar ya ‘tam onlara göre dedik’ güldük.Fakat konaklama açısından biraz sıkıntılı. Alt katta 1 çift kişilik yatağın olduğu 1 oda, üst katta 1 çift kişilik ve yanında 1 tek kişilik yatağın olduğu bir oda. Bir de yine üst katta ve dayama merdivenle çıkılan 2 tek kişilik yataklı oda var. Çocuklar için tam oyuncak ev. Delirdiler tabi. ‘O oda benim, bu oda benim, biz ikimiz bu odada kalacağız’ nidalarıyla tırmanıp duruyorlar evin içinde. Dayama merdivenli odayı direkt iptal ettik. Merdiveni alıp yukarıya koyduk. Mira gece tuvalete kalktığından biz alttaki odayı aldık. Banu, Ömer ve Sinan da üst kata yerleştiler. Koşullar iptidai. Üst kattaki yatakların hepsi yer yatağı. Alt kattaki odaya da bir tane daha yer yatağı koyup odayı 3 kişilik yapıyoruz. Bahçe harika ama bungalovun içi zor. Uzun zamandır detaylı bi temizlik yapılmadığı çok belli. Ben pek takmıyorum. Rahat bir konaklama şekli değil ama zaten de bunu bekliyorduk.

Erkek kısmını hemen markete gönderdik ki çocukları yedirip yatıralım. Akşam 7 oldu çünkü. O arada da biz hafiften yerleştik. Akşam yemeğini kahvaltıyla geçiştiriyoruz. Banu o gece bizim uyku tulumuyla uyuyor. Ertesi sabah battaniyelerin pisliği falan hepimize dank ediyor ama yapacak bi şey yok. Köyde ve doğanın içindeyiz. O günden sonra ben Mira’yı yanıma alıyorum, Özgür’ü de yer yatağına gönderiyoruz. Kıyamam. Ama o mutlu. Ertesi sabah Banu yeni bir yorgan, nevresim takımı ve odanın yerlerini kaplamak üzere naylon alarak işi çözüyor. Odasını cillop gibi yapıyor arkadaşım, ellerine sağlık

Tam 1 hafta kalıyoruz burada. Bahçesi falan çocuklar için cennet. Bir kocaman mangal yeri varki harika etler pişiriyoruz orada. Kamp hayatı gibi ama odaları pis olanından 🙂

3.ya da 4.gece bizim yatağın altında kurumuş kedi kakası bile görüyoruz ama yokmuş gibi davranmayı tercih ediyoruz:) Mira’nın yatağın altına kaçan kitabını almak için Özgür uzanınca ‘bu ne’ diye elleyerek anlıyor! Bunu da Banu’ya hiiç söylemiyoruz. Şimdi okurken öğrenecek he he.

Mekana dair fotoğrafları da paylaşayım ki sonraki yazım sadece El Bolson’a dair olsun.


  
  

Reklamlar