Pisac ve Ollantaytambo (05 Şubat 2016)

Sabah 09:00’da Raul ve rebherimiz Jose bizi aliyor evden. Hedef akşamüstü Ollantaytambo’da olmak. Ertesi gün sabah treniyle de Machu Picchu’ya gideceğiz. Yol üstünde de havanın ve Mira hatunun havasının müsade ettiği kadarıyla arkeolojik alanları gezmeyi düşünüyoruz. Fakat çocukla seyahat ederken katı planlar yapılamıyor. ‘Olduğu kadar’ diyerek yola devam ederseniz beklentisiz olduğunuzdan dolayı çok daha rahat edersiniz. Çocukla gezmek öyle elin kolun boş gezmeye benzemiyor yani. Çişi var, kakası var, uykusu var, zırıldaması var. Var oğlu var yani. Nitekim arabada uyuduğu için biz sadece 1 alanı görebildik ki zaten en büyük ve en önemli olanı da oydu. Diğer kısımlara geldiğimizde yağmur başlamış, Mira da uyumuştu. 
Yol üstünde ilk durak noktamız Sacred Valley oluyor. İnka’ların Kutsal Vadi’si… Tepede bir gözlem yeri var orada durup bakıyorsunuz. Ben o noktadan aşağıya, vadiye bakarken çok etkilendim. Gözlerim doldu. İçimde bir şeyler kıpırdadı. Nedenini bilmiyorum. Özgür’e öyle bir şeyler olmadı:) Belki karma falandır bilemem! 

Fotoğraflarımızı da çekip yola devam ediyoruz.  

    
 Pisac kasabasında da ilk molamızı verdik. Meydanda ‘neredeyse’ dünyaca ünlü olduğu söylenen bir pazar kurulu. Gezdik. Fakat diğer köylerdekinden çok farklı bir şey görmedim ben. Sabah kahvemizi de burada içtik ve hatta yanında taş fırında yapılmış ’empanada’ ları da götürdük. Kahveleri içerken rehberimiz sordu; ‘Pisac arkeolojik alanına gidiyor muyuz? Buradan 20dk arabayla gidip sonra da tur için 1 saat falan yürümek gerekecek. Daire yapıp bitireceğiz turu. Ne diyorsunuz?’ . En başta öyle planlamıştık çünkü. Plan yapmayacağız ve anlık kararlarla, durumumuza göre hareket edeceğiz demiştik.

Bu 1 saat Mira’yla 1,5 saat demek bizim için ama sabah en dinledik halindeyken, hava da güneşliyken yaptık yaptık yoksa yapamayız. Dedik ‘tamam’. Atladık arabaya. Buralarda daha bölgeye (köye) giriş yaparken ödemesini yapıyorsunuz. Adambaşı 70 sol. 68 lira gibi bir şey yapıyor. Pahalı aslında ama değiyor. Peru turizm işini çözmüş. Her şeyleri tıkır tıkır işliyor. İyi koruyor, iyi de bakıyorlar. Sonuçta memlekette turizm en büyük gelir kaynağı. Köyünden büyük şehrine kadar… Çok farkındalar ve kıymetini iyi biliyorlar.

Pisac kasabası İnka’ların Kutsal Vadi’sinin içinde. Pisac arkeolojik alanı ise İnka Harabeleri’nin olduğu alan. Bu yerleşim alanında İnka’ların güneşin hareketine göre zamanı takip etmek için kullandıkları bir de tapınakları var. Temple of the Sun. Yani Güneş Tapınağı. Zamanında adaklarla ve karnavallarla kutlanırmış güneşin dünyadan uzaklaşması. Giderse bir daha gelmeyeceğine inandıklarından her sene temmuz ayında festivalle, adaklarla gitmesi engellenirmiş. Bugün de hala kültürlerinde devam ediyor bu karnaval.  

 İnka’lar hep yükseklere yerleşim yerlerini kuruyorlar. Çünkü doğaya inanıyorlar. Toprak Ana (pachamama) ve Güneş Baba ( padre sol). Yukarılarda olunca babalarına yakın oluyorlarmış. Genel olarak çok etkileyici bir yer Pisac Harabeleri. Muazzam bir yapı. Meşhur İnka terasları, tapınakları ve mezarlıklarıyla tam bir yerleşim yeri. Tabi ki yine dağ tepesinde. Yaklaşık 1 saat 45 dakika kadar geziyoruz burayı. Mira da çok beğeniyor. Daracık patikalarda yürümek, kayaların arasından geçmek ve dağlarda olmak bu seyahatte onun için en etkileyici şey oluyor. ‘Çok mecera di mi babaa’ 

İnka’larla ilgili bilgi ediniyor. Tabi ki tam olarak kim ve ne olduklarını oturtamıyor henüz kafasında ama ‘inka’lar canavarların ve dinozorların zamanında mı yaşıyormuş? O zaman hiç mi insan yokmuş?’ Gibi şeyler soruyor. İnka’lar da artık olmadığına göre dinozorlarla aynı klasmanda yerini alıyor minicik kafasında. Yerim!   

    
   
    
   

  

    
Machu Picchu’ya Cuzco üstünden giderseniz mutlaka burayı da görmenizi tavsiye ederim. 

Pisac sonrası Ollantaytambo kasabasına, otelimize gidiyoruz. Rehberimizle burada yollarımız ayrılıyor. Otelimiz harika. Dağın tam eteğine yerleşmiş, tam karşısına da Ollantaytambo Harabelerini almış, harika bahçesi olan bir otel. Hotel Pakaritampu. Tren istasyonunun hemen yanı. Biz yarın sabah 7:45’te Machu Picchu için Aguas Calientes trenine bineceğimiz için en yakın oteli ayarladı Raul bize ki sabahın köründe çocukla zor olmasın. En çok parayı da bu otele verdik zaten tüm seyahat boyunca. Fakat nasıl iyi geldi bize o akşamüstü ve o gece anlatamam. Otele bayıldık. Keşke 2 günümüz olsa da o bahçenin iyice tadını çıkarabilseydik diye düşünerek ayrıldık. Fakat kaldığımız sürenin de hakkını verdik:)  

 Odamıza yerleşir yerleşmez tren istasyonunun yerini görmeye gittik ki yarın sabah biliyor olalım. Hakkatten de yürüyerek 2 dakika sürmüyor. 5 yan bina falan. Yarın sabah rahatız yani. 

Bu arada yağmur durdu. Güneş açtı. Otele dönüp dağların eteklerinde coca çayı içerek günün yorgunluğunu attık.  

    
    
   
Akşam yemeğini de odamıza istedik sıcak ve rahat yiyelim diye. Bir de odamızdan da harika harabe manzarası görüyoruz ayıptır söylemesi. Değerlendirmese miydik yani? 

 Güzel bir uykuya yatmadan önce ertesi gün güneş açsın ve dağımızı görebilelim diye dua edip, parmaklarımızı çapraz yapıp, totomuzu kaşıyıp, etraftan destek enerji isteyip iyi düşünmeyi de ihmal etmedik hani. Yarın büyük gün. Machu Picchu’ya çıkıyoruz…

Reklamlar