Puno 2. Gün (10 Şubat 2016)

Otel eski olabilir ama kahvaltısı güzel. Keyifle, koşturmadan kahvaltı ediyoruz. Otel kalabalık. Karnavala gelenlerle dolu. 

Kahvaltı sonrası lobide coca çaylarımızı içerken otobüs bileti bakıyoruz. Ertesi gün ayrılacağız. Karar verdik yani. Hedef Arequipa. Ekonociva diye bir şirketten alıyoruz yarın sabah 11 için biletlerimizi. Airbnb’den ev de ayarladık. Lojistik ayarlamalar tamamlandıktan sonra kasabayı keşfetmek için attık kendimizi sokağa. Hava sıcak ve güneşli. Meydanı dün görmüşüz. Bir de şu Titikaka Gölü’nü gözlerimizle görelim bari, madem adalarına gidemiyoruz diyerek sahile doğru yürüyoruz. Oralarda da sabah kahvemizi içeriz hem. Büyük bir marketten Mira’ya don alıyoruz. Büyüdü zibidi yollarda. Donlar olmuyor ‘rahat değill’ diye olay çıkarıyor. Yol üstünde bir pasajda sabit pazar alanı görüyoruz. Alt kat kasap ve manav, üst katta kıyafet satan dükkanlar ve minicik lokantalar var. Peru’da kahvaltıda et ve tavuk suyuna kocaman parçalı etler, sakatatlar yeniyor çokça. Çorbalar çok lezzetli. Porsiyonlar çok büyük ve gayet besleyici. İlikli kemik suyuna çorba işte daha ne olsun. Öğlen yemeğini burada yemek istiyoruz. Gidip soruyorum öğlen menüsünde de bu çorbalardan kalırmı diye. Kalırmış:)  

    
    
 Aynı pasajdan hediyelik şapka alıyoruz ve çıkıp yola devam ediyoruz. Yol boyunca kahve içecek hiç bir yer yok. Göle kadar geliyoruz. Bari şu teknelerin kalktığı tarafa doğru gidelim de orada belli ki işletmeler var, orada içeriz diyerek yürüyoruz. İskele yoluna girince bir anda bize ada turu satmaya çalışanlar beliriyor. Ellerinde broşür. Ya biz gidiyoruz yarın şekerim artık başka bahara derken elindeki broşüre gözüm takılıyor. ‘Her saat’ gibi bir şey yazıyor. Aldım broşürü. ‘Uros adası. Yüzen ada’ falan yazıyor. E bu bizim gitmek istediğimiz ada. Sadece sabah 7’de değilmiş işte. Dün bize öyle demişlerdi turist ofisten. Eğer sadece Uros’a gitmek istersek dolmuş tekneler varmış. 2-2,5 saatlik turlar yapıyorlarmış. Yüzen ada Uros’a gidiyorsun. Orayı dolaşıyorsun ve dönüyorsun. Hemen de kalkıyormuş tekne. Gözlerimiz parlıyor. 

-Hadi gidelim mi? 

– Gidelim!

 Gibi kısacık bir diyalogtan sonra biletlerimizi alıp tekneye yerleşiyoruz. İyi ki kahve içecek yer bulamamışız ve buraya kadar yürümüşüz. Bazen sadece akışa bırakmak gerek. Su akıyor ve yolunu buluyor. Yoksa yapabileceğimiz ve çok istediğimiz bir şey eksik kalacaktı. Bu da turist ofisin ayıbı olsun. 

Özgür hala içemediğimiz sabah kahvelerini bulmak için gidiyor. Yolda içelim bari. O arada tekne de doluyor ve Özgür’ün gelmesiyle kalkıyoruz. Daha yola çıkarken teknenin motoru tekliyor, çalıştırıyorlar ve yola devam. Tekrar tekliyor. Çalıştırmaya çalışırken leş gibi kokuyor. Yolcular ‘bozuksa yol yakınken geri gidelim’diyorlar ama dinleyen yok. Motor çalışıyor tekrar. 5 dakika kadar gidiyoruz yine duruyor. Artık herkes isyan ediyor ama bir yandan da gülüyor. Tekneyi kullanan da genç bir çocuk. Tınlamıyor bile geri dönelim laflarını. Geri dönerse sırasını ve parasını kaybedecek belli. İstemiyor. Bizden sonra çıkan tekneler bizi geçip geçip gidiyorlar. Biz mi? Biz dura kalka, arada sazlıklara gire gire 20dk’lık yolu 45dk’da gidiyoruz.  

    
 
Titicaca Gölü dünyanın taşımacılık yapılan en yüksek tatlı su gölü. 3810m. Gölün bir kıyısı Bolivya diğer kıyısı Peru…Göl üstündeki adalardan biri de Uros Adası. Uro kabilesi yaşıyor. Vakti zamanında savaşçı İnka’lardan kaçmak için kendilerine göl üstüne yüzen evlerden bir hayat kurmuşlar. Bugün hala orada yaşıyorlar. 5 ailenin paylaştığı adacıktaydık biz. Kadınlarından birine sordum gerçekten de orada yaşayıp yaşamadıklarını, yoksa turizm için mi orada olduklarını. Burada yaşıyoruz dedi ama ben sanki oralar artık ‘iş yerleriymiş’ gibi bir hisse kapıldım. Çünkü teknelerle bütün gün turist taşınıyor bu adacıklara. Uro muzu dedikleri bir bitkinin kökünden zemin yapıp üstüne de sazlarını atarak su üstünde kalan platformlar oluşturmuşlar. Ana geçim kaynakları balıkçılıkmış eskiden ama artık turizm de çok önemli. Uros Adası’nın kendi yönetimi de varmış. Her sene kabileden bir aileden başkan seçiyorlarmış… Su üstünde yaşam bugün artık daha çok turistik bir aktivite de olsa vakti zamanında inanılmaz bir atılımmış bence. Hayatta kalma güdüsü neler yaptırıyor.  

     

   
 Adadaki ailenin küçük kızıyla kaynaşıyor Mira. Boya kalemlerinden bir kaç tanesini ona hediye ediyor ve hemen birlikte boya yapmaya başlıyorlar.  

    
 Adada tuvalet yok. Mira da ben de altımıza yapmak üzereyiz. Ev sahibemize soruyorum da öğreniyorum tuvalet olmadığını. ‘Çiş için mi soruyorsunuz?’ diyor. Anlamıyorum. ‘Tuvalet lazım da’ diye geveliyorum. Tekrar aynı şeyi soruyor. ‘Evet evet’ diyince ben, bizi saz evlerin arkasındaki alana çekiyor. ‘Buraya yapın’ diyor. Kapalı alan falan yok ya şaşırıyorum tabi. İnsanların evine işemeyelim diye emin olayım istiyorum. ‘Öylece buraya mı?’ Gayet rahat ‘evet evet’ diyor. Mira’ya hayat kolay tabi öyle ayıpmış, sokakmış gibi dertleri yok, yapıveriyor. Mecbur ben de yapacam yoksa millet altıma yaptığımı anlamasın diye suya düşmüş numarası yapmak zorunda kalacağım:) Hatuna diyorum ki’ ben de buraya mı yapayım’ ‘ yap yaapp’ . ‘ e iyi bari sen kimse gelmesin diye bekleyiver’ diyorum zira evin arkası turist dolu. Ama doğa bu n’apalım. Sidik torbası da bir yere kadar esniyor şekerim. Yapıveriyorum. Ohh rahatım.  

İşte buralar hep bizim tuvalet:)

   
İnsanların arasına geri dönüyoruz. O arada bizim turla gelenlerin üstünde yerel kıyafetler görüyorum. Hayatta da eksik kalmam koşa koşa gidiyoruz Mira’yla biz de giyiyoruz. Mira’yı arkadaşı giydiriyor. Çok şekerler. Kıyafetler rengarenk. Tam benlik!  

    
 İsteyenler Uros tekneleriyle başkente bir gezi yapıyorlar. Ekstra bir para ödüyorsun. Güya kadınlar kürekle götürüyor ama arkadan minik bir tekne itiyor. Bizi çekmedi. Aynı yere zaten bizim tekne götürecek bizi de. Güneşin altındasın diğerinde. İstemedik. Arkada 5 kişi kaldık. Önce diğer tekne gitti, onlar varınca da biz. 

    
  Dönüşü geldiğimiz tekneyle yapmak istemedik doğal olarak. Hesaplamadan çıktığımız için yemek saati gecikti. Acıktık. Aynı işletmenin teknelerinden birine binip Puno’ya döndük. İskeleden bisiklet taksiye atladık bizi 5 sol’e sabah gördüğümüz sabit pazara götürüverdi. Et suyuna çorbalarımızı yedik bol limonlu. Mis!  

    
 Sonra sokaklarda biraz daha dolanıp otelimize döndük. Çünkü sabahki o güneşli hava gitti. Soğuk başladı ve belli ki yağmur da geliyor. Erkenden uyuyoruz. Yarın bizi 6 saatlik bir otobüs yolculuğu bekliyor. Yaklaşık 5000m yüksekliğe kadar çıkacağız. 

Puno 1. Gün ( 09 Şubat 2016)

Cuzco’dan sabah 8’de otobüs ile gideceğiz Puno’ya. Cruz del Sur şirketi ile gideceğiz. Buralarda güvenlik konusunda en iddiali şirket o. Hem Arjantin’deki gibi koltukları da 160 derece yatıyor. Yol 6 saat. Rahatlık tercihimiz. 
   

 Kahvaltı sonrası otobüs terminaline gidiyoruz. Burada valizleri uçakta olduğu gibi otobüse binmeden, terminal içinde bir yerden teslim alıyorlar. Biz de valizleri teslim edip otobüse geçiyoruz. Gayet rahat. Her koltuğa birer battaniye ve yastık bırakılmış. Koltuklar geniş ve uyuyabileceğimiz kadar da yatıyorlar. Uçaktan daha rahat yani bu otobüsler. Hele bir tanesi var ki tamamen yatıyor koltuklar. O sınıftan yer bulamadık henüz. Yolculuk genel olarak rahat geçiyor. Mira uyuyor. Açıkçası daha önceki otobüste çok iyi uyuduğu için ve erkenden uyandığımız, günlerdir de öğle uykusu uyumadığından sebep 2 saatlik bir uyku performansı bekliyordum. Çok emindim. Elimde patladı. 1 saat olmadan ağlayarak uyandı. Kolunun üstüne ters bir şekilde yattığı için eli uyuşmuş, ne olduğunu da anlayamıyor ‘acıyor, acıyorr’ diye ağlıyor. Oysa ben daha film izleyecektim. Uyuyacaktım. Hep öyle olmaz mı zaten? Analar hayaller kurar bebeler de itinayla içine eder:) Murphy kaçmış bunların içine.

Öyle böyle derken, lamaların gerçeklerini camdan, mamutların çizimlerini (ice age) televizyondan izleye izleye geldik Puno’ya. Taksiye atladığımız gibi otele doğru yollandık. Çok açız. O Peru’nun en havalı otobüs şirketi bizi aç bıraktı anacım. Minnak bir sandviçi verdi sabah 10 gibi daha da bi şey vermedi. Biz de yemek bekliyoruz saf saf. Saat olmuş 16:00 biz daha öğle yemeği yemedik. Açken de biz biz değiliz. Hepimiz ayrı gıcık insanlar oluyoruz. Doymamız lazım yani. Otele eşyaları atıp hemen yemek bulmayı düşünüyoruz. A-a o da ne taksiyle geçerken ara sokaklarda kostümlü, bandolu dans eden insanlar görüyoruz. Tam da karnaval dönemi buralarda o yüzden her kasabada ve her köşede dans edenler var.  

 Otelimiz eski ama temiz bir otel. Son dakika ve karnaval döneminde bunu bulabilmek de iyi. Eşyalarımızı bırakıp hemen meydana doğru yürüyoruz. Meydandaki katedralin önünde kalabalık toplanmış, ortada da kocaman bir boşluk ve bando var. Yan sokaktan da kostümlü gruplar dans ede ede geçiş yapıyorlar. Harika ama o kadar açız ki onların peşine düşemiyoruz. Meydana bakan balkonu olan bir restauranta oturup yemek yiyoruz. Garsondan da öğreniyoruz ki dün büyük karnaval kutlamaları varmış. Dini bir karnaval bu. Bugün de bandolar yarışıyorlarmış. Renk renk kıyafetli bando ekipleri sırayla sahneye çıkıp 15’er dakikalık performans sergilediler. Her biri en az 20 kişiden oluşuyordu. Yemek beklerken biz de onları seyrettik. Mira dans etti balkonda:) Puno bizi şenlikle karşıladı sağ olsun…

Karnımız doyar doymaz kostümlü geçiş yapan ekibi aramaya çıktık ama bulamadık. Turist ofise uğrayıp ‘ Titikaka gölüne nasıl gidilir onu soralım bari?’ Diyerek ofise yollanıyoruz. Öğreniyoruz ki 3 adayı gezen sadece 1 tekne varmış ve sabah 7’de hareket ediyormuş. Gün içinde başka da yokmuş. Hava durumu yağmur veriyor. O havada ve de sabahın köründe tekneye atlayıp tüm gün tur yapacak gücü kendimizde bulamıyoruz ve Titikaka Gölü’nü başka bir seyahate bırakıp 2 gece kaldıktan sonra buradan ayrılmaya karar veriyoruz. Oteli de zaten 2 gece için ayarlamışız. Sonrasına bakarız demiştik.

Teşekkür ederek ofisten ayrılıyoruz. Hava da soğumaya başladı. Akşamları bayağı serin oluyor buralar. O yüzden erkenden odamıza kaçıyoruz. Hala yorgunuz da. Adam akıllı dinlenmeyi beceremedik henüz. ‘Gittiğimiz bi yerde azıcık uzun kalalım da bi dinlenelim’ diyoruz, diyoruz ama aklımız hep gezmekte olduğu için duramadan devam ediyoruz. Kanımız bitli şekerim! 

Odaya girdik. Açtık radyatörümüzü. O arada da deli gibi yağmur yağmaya başladı. Oda sıcacık hiiç çıkasımız yok. Zaten kafamızda da bitirmişiz Puno’yu. Özgür gidip yiyecek bir şeyler alıyor. Yine odada yiyoruz akşam yemeğimizi ve erkenden uykuya dalıyoruz. Bilmiyoruz ki yarın bizi bir sürpriz bekliyor...